Genetik Nedir? 
İnsan vücudunu oluşturan hücrelerde yer alan ve çekirdek adı verilen oluşumlar içerisinde vücudumuzun sağlıklı gelişmesi ve fonksiyonlarının eksiksiz çalışması için gerekli olan yapılar mevcuttur. İşte bu yapılara “genetik yapı”, bu yapılarda meydana gelen değişimler sonrasında oluşan hastalıklara da “genetik hastalıklar” adı verilmektedir.

Genetik hastalıklar neleri kapsamaktadır?

Genetik hastalıkları 4 ana başlıkta toplamak mümkündür. Bunlar kromozom hastalıkları, tek gen hastalıkları, multifaktöriyel hastalıklar ve mitokondrial hastalıklardır. Kromozomal hastalıklar, normalde 23 çift (46) olan ve kromozom adı verilen yapıların sayısının eksik/fazla olması veya kromozomlardan birisinin yapısında eksiklik/fazlalık bulunması durumunda oluşurlar. Sayısı 10.000 civarında olan tek gen hastalıkları ise, kromozomlar üzerinde yer alan ve gen adı verilen genetik yapılardaki değişimler ki bunlara tıpta mutasyon adını verilmekte, sonrasında meydana gelmektedirler. Bu hastalıkların yanı sıra genetik faktörler ve çevresel faktörlerin etkileşimi ile ortaya çıkan multifaktöriyel hastalıklar ile çekirdek dışında yer alan ve hücrenin enerji kaynağı olan mitokondrilerdeki genetik değişimler sonrasında oluşan hastalık bu gruba dahil edilmektedir.

Genetik testleri hangi durumlarda önerilir?

Bu testleri genetik açıdan risk taşıyan bebek, çocuk ve yetişkinlerde, riskli gebeliklerde ve yardımcı üreme tekniklerinin uygulanacağı çiftlerin bazılarında gerçekleştirmekteyiz.

Genetik test önerilen durumlar 

  • Doğum sonrası saptanmış fiziksel bozukluk
  • Gelişme geriliği ve boy kısalığı
  • Cinsiyet gelişim bozukluğu
  • Zeka geriliği
  • Tekrarlayan gebelik kayıpları
  • İnfertilite (kısırlık)
  • İleri anne yaşı (≥35 yaş)
  • Üçlü testte yüksek risk saptanması.
  • Kromozom anomalili çocuk öyküsü
  • Birden çok anomaliye sahip çocuk öyküsü
  • Gebelik sırasında ultrasonda bebekte anormallik saptanması
  • Eşlerden birinin sayısal veya yapısal kromozom bozukluğu taşıması
  • Cinsiyete bağlı kalıtılan hastalıklarda (hastalık diğer yöntemlerle tanımlanamamış ise)

Genetik testler hangi aşamalarda uygulanmaktadır?

  • Doğum sonrası: Bebeklerde, çocuklarda ve yetişkinlerde
  • Gebelik sırasında
  • Preimplantasyon (Gebelik öncesi) dönemde

Preimplantasyon Genetik Tanı (PGT) nedir?

Günümüzde genetik hastalıkların bir kısmı prenatal tanı yöntemleri (CVS, amniosentez ve kordosentez) ile gebeliğin 3-4. aylarında tanımlanabilmekte ve bebekte önemli bir anormallik saptanması durumunda gebelik sonlandırılmaktadır. Genetik biliminde son yıllarda izlenen gelişmeler; tüp bebek yöntemleriyle geliştirilen embriyolarda genetik incelemeler yapılmasına imkan tanımaktadır. Gebelik öncesi genetik tanı (Preimplantasyon Genetik Tanı)(PGT) adı verilen bu işlem; yumurta ve sperm hücrelerinin laboratuar ortamında döllenmesi sonucunda gelişen embriyolardan 1-2 adet hücre alınması ile gerçekleştirilmektedir. Alınan hücrelerde özel yöntemler kullanılmakta ve doğacak bebekte sayısal ve yapısal kromozom bozuklukları ile tek gen hastalıklarının (talasemi, orak hücreli anemi, kistik fibrozis gibi) tanısı konulabilmektedir.

Preimplantasyon Genetik Tanı kimlere uygulanmaktadır?

  • Anne/babada sayısal veya yapısal kromozom bozuklukluğu saptanmış olması
  • Anne/babada tek gen hastalığı veya anne ve babanın aynı tek gen hastalığı için taşıyıcı olması
  • Yardımcı üreme teknikleri uygulanan çiftlerde başarı şansının arttırılması

– 37 yaş ve üstündeki kadınlarda
– Tekrarlayan gebelik kayıpları bulunan çiftlerde
– Şiddetli erkek kısırlığı saptanan çiftlerde
– Tekrarlayan implantasyon başarısızlıkları (?)

Preimplantasyon Genetik Tanı'nın amacı nedir?

  • Preimplantasyon Genetik Tanının öncelikli amacı, gebelik ve gebelik sonrası dönemde sık karşılaşılan genetik hastalıkların gebelik öncesi dönemde (embriyo aşamasında) tanımlanmasıdır.
  • Ayrıca infertilite (kısırlık) nedeni ile yardımcı üreme tekniklerinin uygulanacağı çiftlerde embriyolarda oluşması muhtemel genetik hastalıkların tanımlanması için kullanılmaktadır.

Preimplantasyon Genetik Tanı kimlere uygulanmaktadır?

  • Anne/babada sayısal veya yapısal kromozom bozuklukluğu saptanmış olması
  • Anne/babada tek gen hastalığı veya anne ve babanın aynı tek gen hastalığı için taşıyıcı olması
  • Yardımcı üreme teknikleri uygulanan çiftlerde başarı şansının arttırılması

– 37 yaş ve üstündeki kadınlarda
– Tekrarlayan gebelik kayıpları bulunan çiftlerde
– Şiddetli erkek kısırlığı saptanan çiftlerde
– Tekrarlayan implantasyon başarısızlıkları (?)

Preimplantasyon Genetik Tanı'nın amacı nedir?

  • Preimplantasyon Genetik Tanının öncelikli amacı, gebelik ve gebelik sonrası dönemde sık karşılaşılan genetik hastalıkların gebelik öncesi dönemde (embriyo aşamasında) tanımlanmasıdır.
  • Ayrıca infertilite (kısırlık) nedeni ile yardımcı üreme tekniklerinin uygulanacağı çiftlerde embriyolarda oluşması muhtemel genetik hastalıkların tanımlanması için kullanılmaktadır.

Preimplantasyon Genetik Tanı yönteminin avantajları nedir?

  • Ailelerin sağlıklı çocuk sahibi olmaları sağlanmaktadır.
  • Gebelik sonlandırılmasına bağlı tıbbi ve psikolojik travmalardan korunmaktadır.
  • Gebelik öncesi tanı; hasta kişilerin yaşam boyu karşılaştıkları sağlık problemleri, hastalıkların tedavisindeki güçlükler ve yüksek tedavi maliyetleri ile karşılaştırıldığında çok daha faydalı ve ucuz bir tanı yöntemidir.

Genetik tanı yöntemleri nelerdir?

  • Kromozom analizi
  • Floresence İn Situ Hibridizasyon (FISH)
  • Polimeraz Zincir Reaksiyonu (PCR)

Genetik danışma nedir ve kimlere önerilmektedir?

Genetik danışma, kalıtsal bir hastalık taşıyan veya taşıma riski bulunan kişilere ve bu kişilerin akrabalarına hastalığın seyri ve tedavi yöntemleri, tekrarlama riskleri ve çözüm yolları ile ilgili bilgi verilmesidir. Genetik danışma veren kişilerin öncelikli görevi, aileye üzerinde tartışılan konu ile ilgili bilgileri doğru ve tam olarak aktarmak ve çözüm yolları sunmaktır. Bu nedenle hiçbir zaman genetik danışma yönlendirici olmamalıdır. Aksine tüm bilgiler kişi veya kişilerin anlayabileceği şekilde anlatılmalı ve karar ilgili kişiler tarafından verilmelidir.

Genetik danışma önerilen durumlar: 

  • Genetik veya kalıtsal bir hastalık veya hastalık taşıyıcılığı
  • Genetik hastalığı olan çocuk veya çocukların bulunması
  • Doğum sonrası saptanmış fiziksel bozukluk
  • Gelişme geriliği ve boy kısalığı
  • Cinsiyet gelişim anomalileri
  • Zeka geriliği
  • Tekrarlayan gebelik kayıpları
  • Teratojen bir ajan ile karşılaşma
  • İleri anne yaşı (≥35)
  • Akraba evliliği
  • İnfertilite (kısırlık)
  • Gebelik sırasında bebekte problem saptanması

Akraba evliliği yapmış veya yapacak olan çiftlere neler önerilmektedir?

Akraba evliliği, aralarında kan yakınlığı olan kişiler arasında yapılan evliliklerdir. Yurdumuzda akraba evliliği oranı ortalama %21’dir. Bu oran, bir kaç izole toplum dışında dünyadaki en yüksek orandır. Genel olarak toplumda doğan her 100 çocuğun 2-3’ünde (%2) çeşitli nedenlerden kaynaklanan anomaliler saptanır. Bu risk akraba evliliği yapmış olan çiftlerde iki katına (%4-5) çıkar. Akraba evliliği sonrasında otozomal resesif kalıtımlı bir hastalığın ortaya çıkması durumunda çiftlerin yeni gebeliklerinde hasta çocukların doğma riski her gebelik için %25’tir. Akraba evliliği yapmış çiftlerde gebelikler düzenli olarak takip edilmeli ve 2. düzey ultrasonografi mutlaka yapılmalıdır. Doğum sonrasında ise yeni doğanda fenilketonüri gibi sık gözlenen hastalıklar için tarama testleri gerçekleştirilmelidir. Bazı genetik hastalıklarda şikayetlerin doğumdan sonraki gelişim evrelerinde ortaya çıkması nedeniyle çiftler ikinci bir gebelik öncesinde uyarılmalı ve 1-2 sene beklemeleri önerilmelidir.

Yaşı ilerlemiş anne adaylarında genetik açıdan dikkat edilmesi gerekli noktalar nelerdir?

İleri anne yaşı (≥35) saptanan kadınların gebeliklerinde kromozomal hastalık riski artmakta ve en sık olarak down sendromu görülmektedir. Normalde 700-800 doğumda bir gözlenen down sendromlu çocuk öyküsü yaşla birlikte artmakta ve 40-45 yaşları arasında %1-4 arasında değişmektedir. Bu nedenle ileri anne yaşı saptanan hastalara gebelik öncesinde riskler anlatılmalı ve gebelik döneminde genetik tanı önerilmelidir.

Tekrarlayan gebelik kayıpları bulunan çiftlerde neler önerilmektedir?

Düşüklerin oluşumunda çeşitli nedenler rol almaktadır. Bu sebeplerin en önemlilerinden biri olan bebeğe ait kromozom anomalileri ilk dönemde (ilk 3 ay) düşüklerin %50-60’ından, ikinci dönem düşüklerin %20-25’inden, üçüncü dönemdekilerin ise %5-10’undan sorumludur. Bebekte saptanan bu anomaliler genellikle yeni oluşan olaylardır ve diğer gebeliklerde tekrarlama riski çok azdır. Bununla birlikte bazı çiftlerde anne ve baba sağlıklı olsa da düşüklere neden olabilecek kromozomal düzensizlikler saptanabilir. Bu nedenle, gerek düşük materyalinde bebeğe ait hücrelerde, gerekse tekrarlayan düşükleri olan çiftlerden alınacak kan örneklerinde kromozom analizlerinin yapılması gereklidir. Yapılan incelemede neden saptanamaz ise düşüklere neden olan diğer faktörlerin bir kadın doğum uzmanı tarafından değerlendirilmesi gereklidir.

İnfertilenin oluşmasında genetik faktörlerin rolü nedir?

Günümüzde çiftlerin yaklaşık %15 inde azalmış kısırlık saptanmaktadır. Bu olguların büyük bir kısmında neden erkek infertilitesidir ve günümüzde genetik hastalıkların, sperm oluşumunu farklı mekanizmalar ile olumsuz yönde etkileyebildikleri bilinmektedir. Bu nedenle; diğer testler ile kısırlık nedeni saptanamayan çiftlerde gerekli genetik incelemeler önerilmeli, bunların yapılmasının nedeni anlatılmalıdır. Yapılan incelemeler sonrasında genetik bir bozukluk saptanması durumunda çifte bu konuda bilgi verilmeli, olası riskler anlatılmalı, gebelik ve gebelik öncesi dönemde yapılması önerilen işlemlere ilişkin detaylı açıklamalar yapılmalıdır.
  • Erkek infertilisinde sebeb sıklıkla Y kromozomu mikrodelesyonları ve kistik fibrozis transmembran regülatör (CFTR) gen mutasyonlarına bağlı oluşan konjenital vaz deferens yokluğu ile karakterize obstrüktif azospermidir.
  • Bunların yanısıra cinsiyet kromozomlarındaki sayısal anomaliler ve yapısal kromozom bozukluklarıda spermatogenezde, dolayısıyla da fertilizasyonda problemlere neden olur.
  • Hipogonadotropik hipogonadizme neden olan KAL (X e bağlı kalıtılan Kalman sendromu), DAX1 (X e bağlı kalıtılan Konjenital Adrenal Hipoplazisi), GNRHR (GnRH sekresyonunda bozukluk) ve PC1 (prohormon convertase-1) gen mutasyonları ile Androjen Reseptör gen mutasyonları spermatogenezis yetmezliği ile birlikte gözlenebilir.
  • Ayrıca sekonder infertil olarak adlandırılan çiftlerde taşınan bazı genetik bozukluklar nedeniyle tekrarlayan gebelik kayıpları ve ölü doğumlar gözlenebilir.

Genetik testlerin uygulanması için kişiler nerelere başvurulabilir?

Genetik hastalıkların çok fazla sayıda olması ve özellikle tek gen hastaları için her hastalık için ayrı testlerin uygulanması tüm testlerin bir merkezde yapılabilmesini imkansız kılmaktadır. Ayrıca günümüzde dahi, bir çok hastalığın genetik nedeni saptanamadığı veya tanımlanamadığı için testi mümkün değildir. Ancak, genetik nedeni saptanmış hastalıkların bir kısmının testi ülkemizde de yapılabilmektedir. Bu nedenle genetik açıdan risk taşıyan kişiler üniversitelerimizde veya özel hastanelerde yer alan genetik hastalıklar tanı merkezlerine başvurabilirler. Bu tür merkezlerde bir genetik uzmanının değerlendirmesi sonrasında gerekli testler uygulanabilir. Ülkemizde yapılmayan genetik testler için ise bu genetik uzmanının rehberliğinde o hastalıkla ilgili çalışmaların yapıldığı yurtdışı merkezlere kan örnekleri gönderilerek genetik testler gerçekleştirilebilmektedir.

Whatsapp

START TYPING AND PRESS ENTER TO SEARCH